Entegrasyon ve asimilasyon tezleri


[ DERSİM 38 ]


Geschrieben von Güneş Özdural (dersim forum -akt-) am 11. Mai 2008 14:51:10:

Entegrasyon ve asimilasyon tezleri


GÜNEŞ ÖZDURAL


02/03/2008
Radikal Gazetesi

İstanbul'un Sultanahmet'i gibi Fırat'ın doğusu da çok çeşitli tarih evrelerinin kalıntılarını barındıran bir bölge. Fırat'ın doğusunu çok özel kılan faktör bu kalıntıların sadece yapılar değil bölge insanının evriminde geçirdiği aşamaların yaşayan örnekleri olması.
Üç 'Kürtçe', iki Arapça tercüman

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun etnik, dinsel ve kültürel nüfus kompozisyonunu, mikro boyutta, rakamsal olarak belirlemek olanaksız: Devlet İstatistik Enstitüsü bu ayrıntıda veri sağlamıyor. En küçük yerleşim birimi bazında bireysel veri toplama çabaları ise, gerek devletin politik kaygıları ve incelenen toplulukların dışa kapalılıkları, gerekse tam tesadüfi örnekleme yapabilme konusundaki teknik sorunlar nedeniyle çok kısıtlı.
Ancak, Fırat'ın doğusunda kalan bölgede yapılan pilot çalışmalar (ki bunların istatistiki açıdan güvenilirliği yoktur), sadece gerekli olan tercüman sayısı ve niteliği ile dahi olsa, çokkültürlü bir tablo ortaya çıkarıyor. Çok kaba hatlarıyla da olsa, bölgedeki dil ve din çeşitliliği aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Mikro-kültürler
Güneyde, Antep ovasından Fırat'a doğru yolun güneyi, Barak'ın en kuzey sınırı: Osmanlı tarafından Colap Çölü'ne (Suriye) sürülmüş, Abdülhamit Han'ın fermanı ile kuzeye gelmesine izin verilmiş, evi Ar-Rakka (Suriye) olan Türkmen boyu. Yaşlı erkeklerin şakağında, Orta Asya geleneği olan ceylan dövmesi, kadınları silme bezeli, Orta Asya'dan bu yana hâlâ her evden bir erkeğin Türk ordusuna verildiği Barak boyu.
Yolun kuzeyi, yine Abdülhamit Han'ın fermanı ile Dersim'den aşağı inen Alevi Zaza aşiretinin bölgesi. Eski Yezidi köylerini kontrolü altına alan bu aşiret, İran'daki yeraltı sulama sistemini, İran'daki adı olan Kanat ile, Dereboyu'nda kuran aşiret. Yerüstündeki ağızları Hazreti Ali'nin kılıcı ve Acem Aslanı ile bezeli olan Kanatlar kız isteme töreninin de mekânı.
Fırat'ı Birecik'te geçer geçmez, güneydeki köylerde, Fırat yine kutsal nehir, "şeytan" sözcüğü yasak ve dil Bedevi Arapçası. Erkeklerin şakaklarında Güneş Tanrısı'nın simgesi güneş kursu, kadınlar yine baştan aşağı bezeli. Şeyh dışında okumak yasak, yabancı ile konuşmak yasak, "ben Yezidiyim" demek yasak.
Doğuya doğru birkaç köy sonra, sınır boyunda, Barak'ın bir kolu, hemen ardından, Kurtuluş Savaşı'nda Urfa'nın Fransızlardan kurtarılmasında büyük katkıları olan, erkekleri uzun Arap entarisi giyen, rengarenk ipeklere sarılı kadınları yine baştan ayağa bezeli Arap aşireti.
Suruç'un kuzeyinde, İslamlaştırma politikalarının ağır baskısı altında başevi bölünmüş olmasına rağmen, geleneklerini korumaya çabalayan, Sorani lehçesi konuşan, büyük ve güçlü Yezidi aşireti. Yine kadını ve erkeği dövmeli, ama motifler farklı.
Urfa merkez köyleri ve kuzeyindeki Kürtçe lehçe yine Sorani, halk ismen de olsa Sünni. Kuzeye, özellikle Halfeti-Bozova ilçelerine doğru Kadiri tarikatı hakim. Kızıltepe'nin kuzeyinde, yer yer yine Arapça konuşulan, İslamlaştırma baskısı ile evlerine kapanmış Yezidi köyleri ardından, Diyarbakır'dan doğuya doğru Kurmanci lehçesi yelpaze gibi açılıyor. Kurmanci lehçesinin kuzeyi Türkçe ve çeşitli Zaza lehçeleri konuşan, çoğunlukla Alevi adı altında toplanan inanç grupları; kasaba ve kentlerde Şafiler ve Nakşibendiler; bazı kasabalarda dil Arapça. Güneyde sınıra yakın, Mardin-Midyat ekseninde Süryani ve Aramice; bir iki ufak yerleşmede Kurmanci lehçesi konuşan Bahailer ve Türkçe'nin yanı sıra kendi dilini korumayı başarmış Sünni Çerkesler.
Asimilasyon
Fırat'ın doğusu sorunu Atatürk Türkiyesi'nde, "Türküm diyen Türk'tür" prensibi ile çözülmek istendi ve bunun ön şartı olarak da yeni yetişen nesillere Türklük bilinci, gururu ve dili benimsetilmeye çalışıldı. Devletin laik olması, Cumhuriyet'in ilk yönetici kadrolarının İslam'la çok özdeşleşmiş olmaması, mikro din-kültür gruplarını bir dereceye kadar korudu. Bir yandan yükselen Kürt milliyetçiliği, diğer yandan İslam dininin güçlü etkisi ile Türkleştirme politikasının iflas ettiğini görüyoruz.
Günümüzde, bu çeşitlilik sorunu Abdülhamit Han yöntemleri ile çözülme aşamasında. 12 Eylül ile sistemli bir şekilde uygulamaya konan İslamlaştırma politikasının son halkası, AKP iktidarı, çeşitli etnisite, dil ve dini inancın birarada yaşadığı bölgeyi, yine 1890'lardaki yaklaşımla, İslam şalıyla örtmeyi deniyor. İktidar partisi, en azından, sınırlarımız içinde birlik ve beraberliğin, ortak Müslümanlık temelinde sağlanabileceği kanısında.
Oysa bu politika, ne yazık ki, en az Sultanahmet'teki Bizans Sarayı kalıntıları kadar korunmaya layık olan kültürel çeşitlilik mirasımızı yok edecek. Yezidilik gizli bir din, dışarıdakilere anlatılmıyor. Son temsilcileri de İslam'a döndürüldüğü zaman artık onu, Harran'daki Sabilik gibi, hiç bilemeyeceğiz. Ya erkeklerinin kolları Süryani haçıyla bezeli, Türk devletine her zaman sadık Türkmenler neye inanıyor? Zazaların şeyhleri güçlerini nereden alıyor? Hepsini Sünni- İslam şalı örtmeden bilmek istemiyor muyuz?
Entegrasyon ve Kuzey Irak modeli
"Kürt haklarını" korumak üzere örgütlenmiş olan DTP, asimilasyona şiddetle karşı çıkarak, entegrasyon modelini savunuyor. Çok sayıda yerel meclise dayanan bu model, çeşitliliğin korunmasında umut veren bir başlangıç olmakla beraber, yeterince açık değil. Ancak, Kuzey Irak'taki uygulamalar bir gösterge olacaksa, bu politikanın genel kullanımdaki adı "ulus-yapılandırma": Belli bir etnik grubu aynı dil, din, kültür çevresinde birleştirme. İlkesel olarak Türkleştirmeden hiç farkı olmayan bu politika doğrultusunda atılan ilk ve çok önemli bir adım, Sorani lehçesinin Irak'ta resmi Kürtçe olarak tanınması. Sorani, Kahtaniye bağlı, nispeten daha laik olarak tanımlanan Süleymaniye halkının konuştuğu lehçe. Kuzey Irak bölgesel hükümetinin başı Barzani ise Kurmanci konuşuyor ve kendi aşiretinin dilini "Kürt ulusu" adına feda etmesine yol açan bu sert politika, DTP'ye yakın bazı Kürt aydınları tarafından da destekleniyor: Amaç Türkiye'de de ortak bir Kürt dili, geçmişi ve dini yaratmak.
Irak'ta güçlü Barzan aşiretinin bile direnemediği baskıya boyun eğecek olan Yezidiler ve Zazalar, bu kez Kürt asimilasyonu ile karşı karşıya kalacak. Bölge okullarında bu kez Kürt dili olarak, Türkiye'de Sorani'den daha yaygın olan Kurmanci öğretilecek; dövmeli bütün Türk ve Arap boylarının yanı sıra Kurmanci konuşan Karakeçililer ve tabii tüm Zazalar Kürt sayılacak, muhtemelen bir ortak din olarak Şafilik benimsenecek ve ne yazık ki bunun adı da entegrasyon olacak.
Büyük bir bilim ordusu gerekli
Fırat'ın doğusuna bir ordu gerçekten gerekli. Ancak bu ordu asker yerine antropologlar, tarihçiler, arkeologlar, dilbilimciler ve diğer araştırmacılardan oluşmalı. Önce saptamak zorundayız hangi mikro kültür nerede yaşıyor, nereden geldi, kökleri nerede? İkinci önceliğimiz bu kültürleri nasıl anlarız olmalı, sonra da doğal olarak nasıl koruruz. İslamlaştırma ya da Kürtleştirme tehlikesini önlemenin yolu bilgiden geçiyor.
Fırat'ın doğusu bütün insanlığın kültür mirası ve hoyratça bir İslamlaştırma ya da Kürtleştirme operasyonu bu kırılgan toplumları ebediyen yok edebilir. Askeri operasyonun hemen ertesinde, sivil çözüm çağrılarını da dikkate alarak, üniversitelerimizin ve bütün aydınlarımızın birlikte, büyük bir atakla, Fırat'ın doğusuna yönelmesi gerek




Antworten:


[ DERSİM 38 ]