Velev ki Taksim 1 Mayıs simgesi


DERSİM 38

Geschrieben von Murat Yetkin / Radikal am 01. Mai 2008 15:10:32:

Als Antwort auf: Milli güvenlik devleti... geschrieben von Mehmet Altan / Star am 01. Mai 2008 14:52:28:


Hükümet 1 Mayıs'a itibarını iade etmekle alacağı puandan fazlasını yitirdi
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün bile 'Fırsat kaçtı. Umuyorum 1 Mayıs gelecek yıl tatil olarak kutlanır' dediğini, dün kendisiyle görüşen sendikacı Salim Uslu aktardı. Aslında o fırsat, son iki gündür hükümetten gelen Taksim açıklamalarından önce, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 'ayakların baş olması' benzetmesiyle kaçmıştı.
Bu, sendikacılara söylenebilecek en son sözdür. Üstelik bu sözü bir zaman keyfi yönetilmekten mustarip bir emekçi çocuğu ediyorsa, ortada ciddi bir sorun var demektir.
Başbakan'ın bu sözü sarf etmiş olması başta olmanın, iktidarda olmanın yol açtığı bir baş dönmesinin sonucu mudur? Yoksa iktidarının doruğuna ulaştığına inandığı bir sırada karşı karşıya kaldığı kapatma davasının getirdiği travmanın eseri midir? Başbakan küresel ekonomik kriz kapıdayken, kendisini bir anda bir varlık sorunuyla uğraşır bulmuştur. Nitekim dün bir yandan bugünkü 1 Mayıs'ın kendisine getirmesi muhtemel yeni sorunlara tedbir düşünürken, diğer yandan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Fırat, TBMM Grup Başkan Vekili Nihat Ergün ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile Anayasa Mahkemesi'ne verilecek savunma üzerinde çalışıyordu.
Gerekçesi ne olursa olsun, bu bakışın demokratik olmadığını söylemek mümkün.
İktidar mücadelesi aslında ayakların baş olması mücadelesi değil midir? Diktatörlükler ayakların baş olduktan sonra, baş olacak başka ayak kalmadığını söylemesiyle başlamıyor mu?
Ama Başbakan Erdoğan'ın bu tutumunun son günlerdeki tek örneği 1 Mayıs vesilesiyle kullandığı talihsiz 'ayakların baş olması' benzetmesi olmadı. Salı günkü grup toplantısında gazetecilere vermeye çalıştığı habercilik dersi de bu bakışın şahikası sayılabilirdi.
Başbakan'a göre, diyelim bir gazeteci bir hastanede ters giden bir olayı haber aldığında, gazetesine dönüp bunu haber yapmamalıydı.
Sağlık bakanını arama nedeni, bu olayı araştırıp görüş almak değil, aksaklığı ihbar edip düzeltilmesini beklemek olmalıydı. Düzelmezse, gazeteci başbakanı arayıp ona ihbar edebilir, hâlâ düzelmemişse, işte o zaman haber yapabilirdi. Başbakan'ın muhbir ile muhabiri karıştırdığı açık, ama bu gazetecilik anlayışı on dokuzuncu yüzyılda terk edildi.
Başbakan Erdoğan yürütmenin başı olmakla ve yasamanın kontrolünü elinde tutmakla yetinmeyip, sorunlar yaşadığı yargı dahil, iş dünyası ve medya dahil her alanda icraatını etkileyecek her gelişmeye tepki gösterdikçe, işler daha çok sarpa sarmaya başladı.
1 Mayıs bunun açık örneği. Erdoğan, 1 Mayıs'ın 'Emek ve Dayanışma Günü' ilan edilmesi kararıyla gerçekten olumlu bir adım atmıştı. Ben, 1 Mayıs'ı ilkokulda 'Bahar Bayramı' diye öğrenmiş, lise ve üniversitede ne olduğunu anlamış bir kuşaktanım. 1 Mayıs emekçilerin uluslararası dayanışma günüdür. Erdoğan iktidarının 1 Mayıs'a itibarını iade etmesi kendisine toplumda sempati kazandıracaktı. Yeminli Erdoğan muhalifi olup da 'Helal olsun, bunu yapmak da onlara düştü' diye kendilerince sempati beyan edenleri biliyorum.
Ama işler 1 Mayıs'ın tatil ilan edilmesi ve gösteri alanı olarak da İstanbul-Taksim Meydanı'nın istenmesiyle ters gitmeye başladı. 1 Mayıs 1977'deki facianın kötü hatırası, PKK ve diğer yasadışı grupların emekçilerin gösterilerini sabote edeceği kaygısıyla birleşince, hükümet bu defa tam aksi yöne savruldu. Anayasa Mahkemesi'nde Anayasa'yı ihlal etme suçlamasıyla yargılanmaktan mustarip AK Partililer, işçileri Taksim'e çıkarlarsa anayasa ihlali yapmakla suçlamaya başladı. İstanbul Valisi Muammer Güler ve Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ın herhalde gözdağı vermeyi amaçlayan sert demeçleri ters tepti. Dün hükümetin 'Taksim olmaz' dediği sıralarda, sendikalar, 'Hükümet izin vermese de Taksim' diye açıklama yaptılar. Hükümet, 1 Mayıs'ın itibarının iadesiyle kazanabileceği puandan fazlasını, Taksim meselesini kötü yöneterek kaybetti.
Ama 1 Mayıs ve Taksim konusu iyi yönetilebilirdi. 1 Mayıs'ta Taksim'de olmanın işçi örgütleri için siyasi sembol ağırlığından korkulmasaydı, iyi yönetilebilirdi.
Erdoğan'ın İspanya'da türban için söylediği gibi, velev ki Taksim 1 Mayıs simgesi, izin verilse daha mı çok gerilim olurdu?






Antworten:


DERSİM 38